
DEVR-İ KADİM Kâinatın adı dile gelmeden, Biz aynı nefeste candık o yanda. Zaman hırkasını daha giymeden, Bir ulu nehirde kandık o yanda. Gökler kurulup da kurulmadan taht, Yazıya gelmeden o mukaddes baht. Henüz kurulmuşken o ilk ulu ahit, Nurun deryasına daldık o yanda. Ne bir mekân vardı, ne mülke talip; Ne bir mağlup vardı, ne ulu galip. Aşkın potasında eriyip kalıp, Gönülden gönüle aktık o yanda. Toprak uyanıp da can bulmaz iken, Hicran yarasıyla kan dolmaz iken, Güller sararıp da hiç solmaz iken, Gülün kokusuna vardık o yanda. Kalem yazmaz iken gizli fermanı, Görmedik dünyada derdi, dermanı. Aşk ile döndürdük ulu harmanı, Bir gizli sarayda kaldık o yanda. Gözlerin perdesi henüz inmeden, Feleğin çarkları dönüp durmadan, Daha hiçbir kalbe hüzün dolmadan, Mutluluk rengine boyduk o yanda. Aklın terazisi tartmazken varı, Bilmezdi pervaneler yakan narı. Henüz uyanmamışken aşkın zârı, Sükûtun sesini duyduk o yanda. Madde hapsedip de sarmadan bizi, Tarih gizlemeden bastığımız izi. Görmeden ummanı, nehir ile düzü, Katrede deryayı bulduk o yanda. Şimdi fânî mülkte bir garip canız, O eski ikrara sadık insanız. Aynı cevherdeniz, aynı lisanız; Biz o ilk nefeste birdik o yanda. Işık ülkesinin kapısı gizken, Melekler nurunu ezelden süzerken, Henüz ruhlarımız deryada yüzerken, Kutlu bir sevdaya yandık o yanda. Doğmadan güneşi bu yalan mülkün, Ağırlığı yokken kederin yükün. O sonsuz vuslatın, o kutsal ilkin, Büyülü sırrına erdik o yanda. Zerreler ayrılıp yola düşmeden, Gurbetin nârıyla yanıp pişmeden, Gözyaşı sel olup bende taşmadan, Sonsuzluk ufkunu gördük o yanda. Gönül aynasına düşmeden keder, Yazılmadan önce o fânî kader. Yollar ayrılmadan etmeden keder, Biz aynı iklimde durduk o yanda. Dünyanın çilesi, derdi yok iken, Nefsin tuzakları ardı yok iken, Hasretin kalplerde koru yok iken, Sevginin tahtını kurduk o yanda. Gezgin olup düştüm ruhun peşine, Hayran kaldım o Yaratan işine. Ezelden kazınan o aşk nakşına, Biz aynı ikrara döndük o yanda. YUSUF GÜL (GEZGİN)