
Bu hafta yazarımız Cahit Günay, Gölge Yazılar köşesinde, Türk dünyasının kadim coğrafyası Özbekistan'a uzanan anlamlı yolculuğunu, Azerbaycanlı çocuk doktoru, yazar ve şair Solmaz Garibel Hasanova'nın kaleminden okuyucuları ile buluşturuyor... Özbekistan Hatıraları İnsan, aklının erdiği günden hayatının sonuna kadar hatıralarla dolu bir ömür yolculuğu yaşar. Kimi hatıralar yüreğimizde silinmez izler bırakır; kimileri hüzün, kimileri heyecan, kimileri ise tarifsiz güzellikler hatırlatır bize. Benim için Özbekistan hatıraları uzun bir yolculukla başladı. Ancak bu yolculuk, gönlümde tarif edilmesi güç güzellikte duygular bıraktı. Havalimanında insanlar yavaş yavaş toplanıyor, yeni yüzler, yeni dostluklar ve yeni tanışıklıklar başlıyordu. Her zamanki gibi insanlar birbirlerine önce biraz temkinli yaklaşıyor, birbirlerini gözlemliyor, selamlıyor ve kendilerini tanıtıyorlardı. Sosyal medya üzerinden birbirini tanıyanlar ilk kez yüz yüze geliyor, dostluklarını gerçek hayata taşıyorlardı. Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te bizi heyetimizin organizatörü İlgar Bey karşıladı. Ardından otobüslerle konaklayacağımız otele geçtik. Uzun yolculuğun ve uykusuzluğun yorgunluğuna rağmen herkes yeni başlayacak güzel günlerin heyecanını hissediyordu. Özbekistan bizler için yabancı bir ülke değil, öz yurdumuz kadar yakın ve kardeş bir vatandır. Daha ilk andan itibaren bu yakınlığı hissetmek mümkündü. İnsanların güler yüzü, samimiyeti, kardeşçe yaklaşımı ve içtenliği insana büyük bir huzur veriyordu. Hayatta insanın ruhuna bundan daha güzel gelen kaç duygu olabilir ki? Taşkent'te hem tarihi eserleri hem de modern yapıları görme fırsatı bulduk. Yeni yapılan millî parklar, geçmişi yaşatan mimarileri ve dünyanın sayılı güzellikleri arasında yer alan müzeleri beni adeta büyüledi. Büyük Türk tarihinin izlerini attığınız her adımda hissediyordunuz. Semerkant ise güzelliğini Emir Timur Türbesi ile karşıladı bizi. Burada da Türk milletinin gücü, ihtişamı ve büyüklüğü hissediliyordu. Dünyayı fetheden büyük hükümdar Emir Timur, ölümünden sonra bile büyüklere duyduğu saygıyı tüm insanlığa örnek olacak şekilde göstermiş; kabrini hocasının ayakucuna yaptırarak adeta asırlar sonrasına bir mesaj bırakmıştı. Bu ziyaret aynı zamanda iki büyük vatan şairi Ali Şir Nevai'nin 585. ve Abdulla Aripov'un 85. doğum yılı anısına düzenlenen anlamlı bir buluşmaydı. Bu rakamların tesadüf mü yoksa ilahi bir tevafuk mu olduğunu bilemem. Bildiğim tek şey, şairlerin Yaradan ile kurdukları bağın bambaşka olduğudur. Gördüğümüz her yeni manzara, tanıştığımız her insan bu güzel şehri bize biraz daha yakınlaştırıyordu. Sanki herkes kendi hayallerinin kanatlarında uçuyordu. Büyük Türk devletlerinden gelen temsilcilerin aynı kültür ve aynı gönül ikliminde buluşması anlatılması güç bir mutluluktu. Bu yolculuk boyunca ilk günden itibaren Adile Nazar Hanımefendi ile aynı odayı ve aynı masayı paylaştım. Kendisiyle daha önceden dostluğumuz vardı. Ancak yolculuklar dostlukları daha yakından tanımaya vesile olur. Nitekim "Gerçek dost yolculukta belli olur." sözü bir kez daha doğrulanmış oldu. Adile Hanım; cesur, bilgili, güçlü hitabet yeteneğine sahip, gerektiğinde yumuşak, gerektiğinde duygularını açıkça ifade eden, dikkatli olduğu kadar ilgi görmeyi de seven gerçek bir Türk kadını ve çok kıymetli bir dosttur. Azerbaycan'dan gelen heyetin büyük çoğunluğu benim için yeni insanlardan oluşuyordu. Ancak hepsi kısa sürede bana çok yakın ve çok sıcak geldiler. Sanırım bunun en önemli sebeplerinden biri de yıllardır vatanımdan uzakta yaşıyor olmamdı. Çünkü benim için her soydaşım, her Türk kardeşim son derece kıymetlidir. Organizasyonumuzun sorumlusu İlgar Bey'in daha ilk günden itibaren taşıdığı sorumluluğu ve bunu belli etmemeye çalışmasını dikkatle gözlemledim. Her yeni tanışıklık bana ayrı bir mutluluk veriyordu. Ayaz Arabacı hem güçlü bir şair hem de çok güzel bir yol arkadaşıydı. İnsan bazen düşünüyor; bu millet bunca yeteneği nasıl yetiştiriyor? Zeki Bey'in zarafeti ve aydın kişiliğiyle tanışmak benim için büyük bir mutluluktu. Elli Bey hoş sohbeti ve nükteleriyle, Dayandur Sevdi Bey ise derin sohbetleriyle yolculuğumuza ayrı bir güzellik kattılar. Benden yaşça küçük olmasına rağmen olgunluğu ve duruşuyla dikkat çeken Kahraman Kamiloğlu ile tanışmaktan gurur duydum. Aysel Fikret Kızı'nın çocukça tebessümü ve Ülkər Hanım'ın neşeli tavırları insana yeniden gençliğini hissettiriyordu. Onlarla birlikte ben de kendimi yıllar öncesine dönmüş gibi hissediyordum. Bu yolculukta kendimi zaman zaman dışarıdan izleyen bir yolcu gibi de gördüm. Aramızda bulunan Süleyman Bey ve Mikail Bey'in varlığı da ayrı bir güzellikti. İki samimi dost ve değerli şair olarak sohbetleriyle yolculuğumuza anlam kattılar. Yolculuğumuzun her anını kamerasıyla ölümsüzleştiren, büyük Türk tarihini sevgiyle ve bilinçle anlatan gazeteci dostumuz Rüfet Murad Bey'in emeği ise gerçekten takdire şayandı. Dünya aslında ne kadar büyük görünse de bazen ne kadar küçüktür. Bu buluşmada, 1981 yılında Şuşa'da öğrenim gördü