
HERKESİN BİRBİRİNE BENZEDİĞİ BİR DÜNYADA KENDİN OLMAK
HERKESİN BİRBİRİNE BENZEDİĞİ BİR DÜNYADA KENDİN OLMAK
Sabah uyanıyoruz. Elimiz refleks gibi telefona gidiyor. Gözümüz tam açılmadan başlıyoruz kaydırmaya. Birinin mükemmel kahvaltısı, diğerinin kusursuz tatili, bir başkasının “filtresiz” güzelliği… Gün daha başlamadan zihnimizin en kuytu köşesine bir cümle bırakılıyor: “Ben eksik miyim?” Oysa gerçek çok daha sade: Kimse eksik değil. Ama herkese eksik olduğu hissettiriliyor. Bugünün en büyük meselesi çoğu zaman yanlış tarif ediliyor. Ne yalnızlık tek başına açıklıyor bu hâli ne de maddi yoksunluk… Asıl sorun, insanın kendisi olamaması. Çünkü içinde yaşadığımız çağ, farklılıkları törpüleyip benzerlikleri ödüllendiriyor. Herkes aynı gibi giyinmek istiyor. Aynı gibi konuşmak, aynı hayatı yaşamak… Görünmeyen bir yarışın içindeyiz sanki. Aynı parkur, aynı hedef, aynı alkış… Ama kimse durup şu soruyu sormuyor: “Ben gerçekten bu yarışta olmak istiyor muyum?” Belki de asıl cesaret, kalabalığın yönüne değil, kalbine doğru yürüyebilmektir. Herkes bağırırken susabilmek, herkes susarken söz alabilmek… Ve en zoru, herkes gibi olmamayı göze alabilmek. Çünkü bu çağda farklı olmak kolay değil. Farklıysan eleştirilirsin. Farklıysan anlaşılmazsın. Farklıysan çoğu zaman yalnız kalırsın. Ama gözden kaçan bir hakikat var: Gerçek hayat, farklı olanların omuzlarında yükselir. Tarih boyunca dünyayı değiştirenler, sürüye katılanlar değil; sürünün dışına çıkmayı göze alanlardır. Kendi sesini bulanlar, başkalarının gürültüsünü susturabilenlerdir. Belki de artık kabullenmemiz gereken şey şu: Herkes tarafından beğenilmek zorunda değiliz. Herkese benzemek zorunda hiç değiliz. Çünkü bir gün aynaya baktığımızda kendimizi tanımıyorsak, dünyanın bizi tanımasının hiçbir anlamı yoktur. Kendin ol. Eksik ol, hatalı ol… ama sen ol. Çünkü bu dünyada senden bir tane daha yok. Ve en büyük kayıp, o “bir taneyi” yok saymaktır. Yeni bir yazıda görüşmek üzere hoşça kalınız. Eda ÖZSOY