
ÜÇ MÜTHİŞ BAŞARI HİKÂYESİ
ÜÇ MÜTHİŞ BAŞARI HİKÂYESİ
Bir gün Abbas dede toplamış çocukları etrafına: “Size bir masal anlatacağım; iyi dinleyin.” demiş. Bir babanın üç evladı varmış: Hava, Su, Toprak... Ömrünü ekmek diye bölmüş; yememiş, çocuklarına yedirmiş. Üşümüş, onlar üşümesin diye. Çocuklar okumuş, diplomalarını almışlar. Baba sessizce ellerini açmış: “Çok şükür.” demiş. Ama günün sonunda, diplomayı kapan birer birer gitmiş. Derdini kimseye açamaz, bildiklerini söyleyemez olmuş. Bir baston, bir eski palto, bir de cebinde suskunluk... Çıkmış gitmiş, bir daha dönmemiş. Ardından birkaç gün aranmış, Sonra soluğu karakolda almışlar. İki satır ifade, fiyakalı bir imza... Gel zaman git zaman... Bir gün bir derginin kapağına gözü ilişmiş babanın. İri bir manşet: “Üç Müthiş Başarı Hikâyesi!” Yan yana duruyormuş köklerinden kopanlar. Arkalarında sessiz bir körük... Anaları, Ateş. Mahşerin dört atlısı gibi durmuşlar. Babanın gözünden iki damla yaş düşmüş, Üç çocuğuna üç ayrı tebessüm... Kapakta göze çarpan ilk dize, ortak bir bildiri, bir manifesto gibi: “Baba, seni profilimize ekledik!” Yüreğinde ağır bir yükle oradan ayrılmış. Bir park, eski bir bank... Paltosuna sarınıp uzanmış. Üç gün, üç gece uyanmamış. Bir çocuğun topu savrulmuş bedenine, düşürmüş onu yere. Dokununca anlamışlar; baba dünden can vermiş, Kucağında çocuklarının başarısını anlatan o dergi... Karakol kaydı kapatmış: “Aranan şahıs bulundu.” Bir haber belediyeye, bir haber üç müthiş başarının sahibine... Musalla taşında yetişmişler babalarına, gözlerinde siyah gözlükler. Kendi öz babalarını dört yabancı omuzlamış. Karşı duvarda ise o derginin afişi asılı duruyormuş: “Üç Müthiş Başarı Hikâyesi” Dünya böyle işte çocuklar... Her zaman ektiğini biçemezsin. Kendi ellerinle büyüttüğün tohum, gün gelir seni yutan toprak olur.