
Bir Ömrün Kırık Sessizliği Bazı acılar vardır; ne gözyaşı hafifletir ne de zaman unutturur. İnsan, en çok da geri gelmeyeceğini bildiği bir sesi özler. Bir zamanlar "buradayım" diyen o ses, şimdi yalnızca hatıraların içinde yankılanır. Ne kadar kalabalığın içine karışırsan karış, yüreğinin en sessiz köşesinde hep onun yokluğu oturur. Hasret, günleri saymak değildir. Hasret; her sabah eksik uyanmak, her akşam bir umutla kapıya bakıp sonra başını öne eğmektir. Her gördüğün güzelliği paylaşacak birini aramak, en güzel haberi bile içine gömerek susmaktır. Çünkü bazı insanlar gidince, sadece bir insan gitmez; birlikte gülen günler, yarım kalan cümleler ve kurulmuş bütün hayaller de sessizce çekip gider. Ölüm... Ne kadar kısa bir kelime, ama içine sığdırdığı acı bir ömre bedel. Toprağın altına bir beden emanet edilir; fakat toprağın üstünde kalan yürek, her gün biraz daha eksilir. Giden dinlenir belki, ama kalan, her gece aynı özlemi yeniden yaşar. İnsan zamanla yaşamayı öğrenir derler. Oysa insan yalnızca acısıyla birlikte yürümeyi öğrenir. Çünkü bazı yaraların kabuğu tutsa da sızısı hiç dinmez. Bazı isimler dudaklardan silinse bile kalpten silinmez. Bir gün biz de sessizce göçüp gideceğiz bu dünyadan. Ardımızda ne servet kalacak ne de gösteriş... Bizi yaşatacak olan, kırmadığımız kalpler, tuttuğumuz eller ve ardımızdan "iyi insandı" dedirtecek hatıralar olacak. Belki de hayatın en büyük gerçeği budur: Ölüm bir son değil; asıl ölüm, unutulmaktır. Saliha Yandım Saliha Körüklü Yandım