BİR NİSAN RÜYASI

1 ay önce|Yazan: SELAMİ KURT|3 dakika
BİR NİSAN RÜYASI
BİR NİSAN RÜYASI

BİR NİSAN RÜYASI ​Güneş o sabah, kasabanın üzerine her zamankinden daha parlak, sanki üzerine altın tozu serpilmiş gibi doğdu. Gezgin’i lakabıyla bilinen Yusuf, penceresini açtığında içeriyi hanımeli kokusuyla karışık tuhaf bir huzur kapladı. Gökyüzü o kadar berraktı ki, sanki bulutlar bir günlüğüne izin almış, yerini kanat çırpan bembeyaz kuşlara bırakmıştı. ​Müjde Kapıda ​Kasaba meydanında bir hareketlilik vardı. Fırıncı dükkanını açmayı unutmuş, manav tezgahındaki elmaları bedava dağıtıyordu. İnsanların yüzünde yıllardır görülmemiş bir aydınlık, dudaklarında ise tek bir cümle vardı: "Bugün her şey değişiyor!" Kuşlar, sanki dillerinde tatlı bir hakikat gizliymiş gibi şakıyor; yaşlılar, dizlerindeki ağrının bir anda geçtiğini fısıldıyordu. Gökten rızık yağacağı, kimsenin aç kalmayacağı, hatta dağların ardındaki o efsanevi gümüş sarayların kapılarının açıldığı haberi kulaktan kulağa yayıldı. Yusuf, kalabalığın arasına karıştı. Herkes bir hayalin peşinde, umuda boyanmış gözlerle ufka bakıyordu. ​Masalın İçinde Bir Gün ​Öğlene doğru söylentiler daha da güzelleşti. Kasabanın en eski yapısının altında devasa bir hazine bulunduğu, kapıda ise binicisini bekleyen uçan halıların olduğu konuşuluyordu. Kimse işe gitmiyor, kimse kederden bahsetmiyordu. Sanki "Zemheri" ayı bir gecede bitmiş, bahar tüm görkemiyle toprağı kucaklamıştı. Yusuf da bir an duraksadı; o rasyonalist, gezgin ruhu bile bu büyülü atmosfere yenik düşmek üzereydi. "Belki," dedi içinden, "belki de bugün mucizelerin günüdür." ​Meydandaki çeşmeden akan suyun bile tadı değişmişti; sanki şerbet akıyordu. İnsanlar birbirine sarılıyor, küsler barışıyor, fakirlik bir masal kahramanı gibi tarihe karışıyordu. Dünya, meleklerin kanatları altına alınmış kadar güvenli ve huzurluydu. ​Acı Tatlı Gerçek ​Güneş yavaş yavaş batmaya, gökyüzü turuncudan morun en güzel tonlarına dönmeye başladığında, Yusuf kalabalığın en önünde duran o yaşlı bilgenin yanına gitti. Kalbi küt küt atıyordu. "Gerçek mi?" diye soracaktı, "Tüm bu hazineler, biten dertler, gülen yüzler kalıcı mı?" ​O sırada rüzgar, Yusuf’un cebindeki takvimi savurdu. Yere düşen kağıtta kırmızı harflerle bir tarih yazıyordu: 1 Nisan. ​Yusuf bir an durdu. Etrafındaki o sarhoş edici mutluluğa, insanların hayallerine baktı. Sonra bir kahkaha attı, ama bu buruk değil, hayatın şakasını kabul eden neşeli bir kahkahaydı. Yanındakine döndü, hınzır bir bakış fırlattı ve şiirinin o son dizelerini fısıldadı: ​"Gerçeği sorma bugün, boş yere kafanı yorma... Haydi gülümse dostum, bu sadece bir 1 Nisan şakası!" ​O akşam kasaba halkı evlerine dönerken ellerinde altınlar yoktu belki ama ruhlarında, bir günlüğüne de olsa imkansıza inanmanın verdiği o eşsiz hafiflik vardı. ​Yusuf Gül BAHAR MÜJDESİ ​Gönül bahçesinde açtı çiçekler, Bülbülün dilinde tatlı gerçekler. Şu garip dünyayı sarmış melekler, Baharın müjdesi geldi bu sabah. ​Dediler ki bugün dertler bitecek, Fukara halkımın yüzü gülecek. Gökten yere rızık her an inecek, Haberler yayıldı yedi bir sabah. ​Duyunca ahali sokağa çıktı, Kederi, gamları ateşe yaktı. Herkesin gözleri yollara baktı, Umuda boyandı hayli bir sabah. ​Altından yapılmış saraylar varmış, Dağların ardını gümüşler sarmış. Zemheri ayında her yer baharmış, Aklımı şaşırttı böyle bir sabah. ​Uçan halı gelmiş, bekler kapıda, Hazine gizliymiş eski yapıda. Herkes bir hayalde, ayrı tapıda, Gönlü sarhoş etti öyle bir sabah. ​Gezgin'i der bugün gerçeği sorma, Boş yere yorulup kafanı yorma. "Aldandın mı?" diye sakın ha sorma, Haydi gülümse, bu 1 Nisan şakası! YUSUF GÜL (GEZGİN'İ)

BİR NİSAN RÜYASI ​Güneş o sabah, kasabanın üzerine her zamankinden daha parlak, sanki üzerine altın tozu serpilmiş gibi doğdu. Gezgin’i lakabıyla bilinen Yusuf, penceresini açtığında içeriyi hanımeli