MİLLÎ EGEMENLİK, ANAYASA VE JEOPOLİTİK GERÇEKLİKLER IŞIĞINDA NATO TARTIŞMASI

1 ay önce|Yazan: SELAMİ KURT|3 dakika
MİLLÎ EGEMENLİK, ANAYASA VE JEOPOLİTİK GERÇEKLİKLER IŞIĞINDA NATO TARTIŞMASI
MİLLÎ EGEMENLİK, ANAYASA VE JEOPOLİTİK GERÇEKLİKLER IŞIĞINDA NATO TARTIŞMASI

MİLLÎ EGEMENLİK, ANAYASA VE JEOPOLİTİK GERÇEKLİKLER IŞIĞINDA NATO TARTIŞMASI Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarih boyunca büyük güçlerin dikkatini çeken ve stratejik hesapların merkezinde yer alan bir özellik taşımıştır. Bu konum, bir yandan ülkeye önemli avantajlar sağlarken, diğer yandan da dış müdahale ve yönlendirme girişimlerine açık bir zemin oluşturmuştur. Son dönemde NATO çerçevesinde Türkiye’de yeni askerî yapılanmaların gündeme gelmesi, bu tarihsel gerçekliği bir kez daha hatırlatmaktadır. Özellikle Adana’da NATO’ya bağlı bir kolordunun kurulması yönündeki tartışmalar, yalnızca askerî bir mesele olarak değil, aynı zamanda hukukî ve siyasî boyutlarıyla değerlendirilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dayanağı olan anayasal düzen, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, yabancı askerî yapıların Türkiye topraklarında konuşlandırılması meselesi, yalnızca güvenlik perspektifiyle değil, egemenlik ilkesi çerçevesinde de ele alınmalıdır. Bu tartışmanın bir diğer boyutu ise İstanbul Boğazı’nda NATO komutanlığı kurulması ihtimalidir. Bu konu doğrudan doğruya Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilişkilidir. 1936 yılında imzalanan bu sözleşme, Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenliğini uluslararası hukuk temelinde güvence altına almış, aynı zamanda Karadeniz’in askerî dengelerini de hassas bir şekilde düzenlemiştir. Montrö rejimi, Türkiye’ye boğazlar üzerinde kontrol yetkisi tanırken, aynı zamanda yabancı askerî varlığın sınırlandırılmasını da öngörmektedir. Dolayısıyla, İstanbul Boğazı’nda uluslararası bir askerî komuta merkezinin kurulması fikri, bu hassas dengeyi bozabilecek nitelikte görülmektedir. NATO’nun Türkiye’ye yönelik politikaları da bu bağlamda sıkça tartışılmaktadır. Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO üyesi olmasına rağmen, zaman zaman ittifakın karar ve uygulamalarının ulusal çıkarlarla örtüşmediği yönünde eleştiriler dile getirilmektedir. Özellikle Türkiye’nin çevresinde oluşan kriz kuşakları, ittifakın güvenlik politikalarının sorgulanmasına neden olmaktadır. Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz hattında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bir “cephe ülkesi” konumuna itilmesi riskini beraberinde getirmektedir. Bu durum, bazı kesimler tarafından “ateş çemberi” olarak nitelendirilmekte ve Türkiye’nin bu çember içinde pasif bir konuma sürüklenebileceği endişesi dile getirilmektedir. Daha da önemlisi, herhangi bir sıcak çatışmaya girmeden, stratejik ve siyasî kararlar üzerinden bir tür “teslimiyet” sürecine zorlanabileceği düşüncesi kamuoyunda yer bulmaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Türkiye’nin dış politika ve güvenlik stratejileri, yalnızca dış aktörlerin yönlendirmesiyle değil, kendi millî çıkarları doğrultusunda şekillenmelidir. Bu, hem anayasal bir zorunluluk hem de tarihsel bir sorumluluktur. Türkiye, sahip olduğu askerî, ekonomik ve diplomatik kapasite ile kendi yol haritasını belirleyebilecek güçtedir. Sonuç olarak, Adana’da NATO kolordusu kurulması ya da İstanbul Boğazı’nda NATO komutanlığı oluşturulması gibi öneriler, sadece teknik askerî düzenlemeler olarak görülmemelidir. Bu tür girişimler, Türkiye’nin egemenliği, anayasal düzeni ve uluslararası hukuk çerçevesindeki hakları açısından çok boyutlu bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Türk Milleti’nin bu konudaki hassasiyeti, yalnızca duygusal bir tepki değil; tarih, hukuk ve jeopolitik gerçekliklerle şekillenmiş bir bilinçtir. Türkiye’nin geleceği, dış dayatmalarla değil; kendi iradesi, kendi hukuku ve kendi stratejik aklıyla belirlenmelidir. Bu da ancak güçlü bir millî duruş ve bilinçli bir toplumla mümkündür. YUSUF GÜL GEZGİN MEDYA Nurdağı Anadolu Yayın

MİLLÎ EGEMENLİK, ANAYASA VE JEOPOLİTİK GERÇEKLİKLER IŞIĞINDA NATO TARTIŞMASI Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarih boyunca büyük güçlerin dikkatini çeken ve stratejik hesapların merkezinde yer alan bir