
SAVAŞIN YENİ CEPHESİ: ÜNİVERSİTELER Mİ? Uluslararası güvenlik dengeleri, son yıllarda giderek daha karmaşık ve öngörülemez bir hal alırken, 28 Mart 2026 tarihinde yaşanan gelişmeler bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. İran’da önde gelen akademik kurumlara yönelik düzenlenen hava saldırıları ve ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (İDGK) yaptığı açıklama, savaşın sınırlarının yeniden çizildiğini gözler önüne serdi. İDGK tarafından yapılan açıklamada, ABD ve İsrail’deki bazı akademik kurumların artık “meşru askeri hedef” olarak değerlendirileceği ifade edildi. Bu söylem, yalnızca bölgesel bir gerilimi değil; aynı zamanda küresel ölçekte yeni ve tehlikeli bir çatışma doktrininin doğuşunu işaret ediyor. AKADEMİNİN MİLİTARİZASYONU Geleneksel olarak üniversiteler; bilginin üretildiği, özgür düşüncenin geliştiği ve savaşların dışında tutulması gereken alanlar olarak kabul edilmiştir. Ancak modern savaş stratejileri, özellikle savunma sanayi ile akademi arasındaki iş birliklerinin artmasıyla bu sınırı bulanıklaştırmaya başlamıştır. İranlı yetkililer, kendi akademik kurumlarının hedef alınmasını “yeni bir çatışma kuralı” olarak yorumlarken, Batı’nın da İran’daki bilimsel araştırma merkezlerini askeri uzantı olarak gördüğünü iddia ediyor. Bu yaklaşım, karşılıklı olarak üniversitelerin birer stratejik hedef haline gelmesine zemin hazırlıyor. “YUMUŞAK HEDEFLER” SERTLEŞİYOR Uzun yıllardır savaş hukukunda “sivil alanlar” olarak tanımlanan üniversiteler, bu yeni söylemle birlikte “yumuşak hedef” kategorisinden çıkıp doğrudan çatışma sahasına çekiliyor. Özellikle savunma projelerine katkı sağlayan laboratuvarlar ve araştırma merkezleri, artık askeri tesislerle aynı risk grubunda değerlendiriliyor. Bu durum, yalnızca fiziksel güvenlik tehdidi oluşturmakla kalmıyor; aynı zamanda akademik özgürlük, bilimsel iş birlikleri ve uluslararası araştırma ağları üzerinde de ciddi bir baskı yaratıyor. KORKU STRATEJİSİ VE CAYDIRICILIK Stratejik analizlere göre, İran’ın bu çıkışı yalnızca bir misilleme tehdidi değil, aynı zamanda psikolojik bir savaş hamlesi olarak değerlendiriliyor. “Entelektüel merkezleri” hedef alma söylemi, doğrudan toplumların bilimsel ve teknolojik üretim kapasitesine yönelik bir gözdağı niteliği taşıyor. Bu yaklaşım, Batı kamuoyunda baskı oluşturarak askeri operasyonların durdurulmasını sağlamayı hedefleyen bir caydırıcılık stratejisi olarak da okunabilir. Ancak bu strateji, aynı zamanda çatışmanın kontrol edilemez bir şekilde genişleme riskini de beraberinde getiriyor. ULUSLARARASI HUKUK VE KIRMIZI ÇİZGİLER Modern savaş hukukunda sivillerin ve sivil altyapının korunması temel bir ilkedir. Üniversitelerin hedef alınması, bu ilkenin açık bir ihlali olarak değerlendirilir. Ancak tarafların birbirini suçlayarak aynı gerekçeleri kullanması, uluslararası normların aşınmasına neden oluyor. Bu gelişmeler, “kırmızı çizgiler” olarak kabul edilen sınırların giderek silikleştiğini ve savaşın etik çerçevesinin ciddi bir sınavdan geçtiğini gösteriyor. SONUÇ: TEHLİKELİ BİR EŞİK Bugün gelinen noktada, üniversitelerin savaşın bir parçası haline gelmesi ihtimali, yalnızca belirli ülkeleri değil tüm insanlığı ilgilendiren bir sorundur. Çünkü bilim, evrenseldir; hedef alınması ise yalnızca bir ülkenin değil, insanlığın ortak geleceğinin zarar görmesi anlamına gelir. Eğer bu yeni yaklaşım kalıcı hale gelirse, savaşların coğrafyası sadece cephelerle sınırlı kalmayacak; bilgi üreten her kurum potansiyel bir hedef haline gelecektir. Bu nedenle uluslararası toplumun, akademik kurumların dokunulmazlığını yeniden ve güçlü bir şekilde savunması, belki de her zamankinden daha hayati bir gereklilik haline gelmiştir. YUSUF GÜL GEZGİN MEDYA SAVAŞIN YENİ CEPHESİ: ÜNİVERSİTELER Mİ? Uluslararası güvenlik dengeleri, son yıllarda giderek daha karmaşık ve öngörülemez bir hal alırken, 28 Mart 2026 tarihinde yaşanan gelişmeler bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. İran’da önde gelen akademik kurumlara yönelik düzenlenen hava saldırıları ve ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (İDGK) yaptığı açıklama, savaşın sınırlarının yeniden çizildiğini gözler önüne serdi. İDGK tarafından yapılan açıklamada, ABD ve İsrail’deki bazı akademik kurumların artık “meşru askeri hedef” olarak değerlendirileceği ifade edildi. Bu söylem, yalnızca bölgesel bir gerilimi değil; aynı zamanda küresel ölçekte yeni ve tehlikeli bir çatışma doktrininin doğuşunu işaret ediyor. AKADEMİNİN MİLİTARİZASYONU Geleneksel olarak üniversiteler; bilginin üretildiği, özgür düşüncenin geliştiği ve savaşların dışında tutulması gereken alanlar olarak kabul edilmiştir. Ancak modern savaş stratejileri, özellikle savunma sanayi ile akademi arasındaki iş birliklerinin artmasıyla bu sınırı bulanıklaştırmaya başlamıştır. İranlı yetkililer, kendi akademik kurumlarının hedef alınmasını “yeni bir çatışma kuralı” olarak yorumlarken, Batı’nın da İran’daki bilimsel araştırma merkezlerini askeri uzantı olarak gördüğünü iddia ediyor.